Tuesday, March 11, 2025

BORNOVA LEVANTEN AİLELERİ, KÖŞKLER VE SPOR

 Levantenler, farklı Avrupa uluslarından ticaret amacı ile Anadolu’ya göç etmiş, Avrupa kökenli topluluktur. Levantenler, İzmir’de 18. Yüzyıldan itibaren özellikle Alsancak, Bornova ve Buca semtlerinde yaptırdıkları köşklerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.



Smyrna (İzmir) Kısa Tarihi

İzmir, Ege’nin incisi, İzmirli büyük ozan Homeros’un ‘gök kubbenin altındaki en güzel şehir’ olarak betimlediği, Aristo’nun İskender’e ‘görmezsen eksik kalırsın’ diyerek önemini vurguladığı, büyük yazar Victor Hugo’nun onu hiç görmeden adına şiir yazıp bir ‘prensese benzettiği; farklı kültürlerin, yaşam tarzlarının, inançların binlerce yıldır bir arada barış içinde yaşadığı kavimler kapısı; Doğu Akdeniz’in merkezi, Ege’nin gerdanlığıdır. Söylencelere göre İzmir’in adı; ‘Smyrna’ adlı bir Amazon kraliçesinden gelmektedir. 20. yüzyılın başına kadar yaygın olarak Smyrna ismiyle tanınmıştır.

Antik çağlardan günümüze bir ticaret ve liman kenti olan İzmir, bu özelliği sayesinde farklı kültürler İzmir’de harmanlanmış ve bu olgu kentin mimari dokusuna da sinmiştir. Yakın zamanlara kadar İzmir’in en eski yerleşim alanı olarak bilinen Bayraklı’daki Tepekule kazılarından elde edilen buluntular MÖ 3000 yıllarına kadar uzanmaktaydı. Ancak 2006 yılında Bornova’da bulunan Yeşilova Höyüğü’ndeki kazılarda kentin tarihinin MÖ 8500’e kadar uzandığı tespit edilmiştir. 

Yeşilova höyüğü (tarihsel kalıntıların gömülü bulunduğu yayvan toprak tepe).

Çağlar boyunca çeşitli istilalara uğrayan İzmir’in üçüncü kuruluş süreci ise, MÖ 333 yılında İzmir’e gelen Büyük İskender sayesinde olmuştur. Söylenceye göre; Pagos (Kadifekale) Dağı eteklerinde uyuyakalan İskender’e rüyasında iki su perisi İzmir’i burada kurmasını öğütlemiştir. O da komutanlarına şehri Kadifekale sırtlarında kurmalarını söylemiştir.

 


Roma İmparatorluğu döneminde ‘özgür kent’ olarak tanımlanan İzmir, ardından gelen Bizans egemenliği döneminde dinsel bir merkez haline gelmiştir. Bizans İmparatoru Leon, İzmir’i, İstanbul dışındaki kentlerin başkenti ilan etmiş ve bu süreçte İzmir’e ‘kendi kendini yönetebilen kent’ ünvanı verilmiştir.

1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun yoğun Türkmen akınlarına sahne olmasıyla birlikte İzmir ve çevresinde Türk yerleşimleri görülmeye başlamıştır. 1081’de denizci Türkmen Beyi Çaka Bey, İzmir’i merkez alarak bir beylik kurmuş ve yaklaşık 16 yıl egemenliğini sürdürmüştür. Çaka Bey den sonra 1317’de İzmir’i ele geçiren Aydınoğlu Mehmet Bey, İzmir’in yönetimini oğlu Umur Bey’e vermiştir. Umur Bey döneminde özellikle İzmir’in Kadifekale sırtlarında yoğun bir Türk yerleşimi olmuştur.

Umur Bey’in İzmir ve Ege Denizi’nde elde ettiği başarılar karşısında; orta çağın güçlü denizci İtalyan kent devletleri olan Venedik ve Ceneviz Umur Bey’in faaliyetlerine son vermek amacıyla 1345 yılında Papalığı harekete geçirerek Fransız Humbert komutasında bir Haçlı donanmasını İzmir’e göndermişlerdir. Bu donanma İzmir’e baskın yaparak sahilde bulunan Liman Kaleyi zapt etmiştir. Yaşanan bu gelişmeler sonucunda, Umur Bey’in donanması ve tersanesi tahrip edilmiştir. Türkler yalnızca Kadifekale eteklerinde tutunabilmişlerdir. Süreç içerisinde Kadifekale ve çevresi ‘Türk-Müslüman İzmir’, günümüzde Hisarönü Camii civarında bulunan Liman Kale ve  sahil kesimi ise ‘Hıristiyan-Gâvur İzmir’ olarak adlandırılmıştır. 

15. yüzyılın başında Timur Liman Kalesi’ni ele geçirip yıktırmış ve şehri Aydınoğlu beyliğine vermiştir. 1426 yılında ise Osmanlılar Aydınoğlu Beyliği’ne son vererek kenti hâkimiyetleri altına almışlardır. Böylece kentin yıllardır süregelen yönetimindeki belirsizlik son bulmuştur. 

Ticari canlılık İzmir’i nüfus açısından kozmopolit bir kente dönüştürmüştür. Avrupa’dan gelen göçler sonucu Levanten bir nüfus oluşmuştur. Levantenler yerleştikleri Frenk Mahallesi’ni kendi batı kültürleri ile evler, ibadethaneler, kulüpler, lokantalar, kültür merkezleri ve hastaneler ile inşa ettiler.


Birunabad (Bornova) Kısa Tarihi

Prehistorik dönemde zengin bitki örtüsü ve hayvan kaynaklarıyla uygun çevre koşullarına sahip Bornova Ovası, İzmir'in ilk yerleşimcilerine ev sahipliği yapmıştır. En eski yerleşime ait kalıntılar Yeşilova Höyüğü'nde (MÖ 8500) bulunmuştur. Bornova ovasında Yeşilova höyüğündeki yerleşik yaşam MÖ 5000 civarında sona erdikten 2 bin yıl sonra Bornova Anadolu Lisesi (Giraud çiftliği) koruluğu altında bulunan neolitik çağ höyüğü içindeki İpeklikuyu denen yerde yeniden başlamıştır. MÖ 1100-1050 tarihleri arasında Yunanistan’ın İon ve Aiol kabileleri bölgeye yerleşmeye başlamıştır.

İzmirli olduğu bilinen, İlyada ve Odessa'nın yazarı, Homeros'un efsaneye göre kullandığı, Bornova Çayı'nın aşağısında yer alan mağaralar. Günümüzde burası “Homeros Vadisi” dir. 

Bornova, 17. yüzyıldan itibaren Batılı araştırmacı ve gezginlerin ilgi odaklarından biri olmuştur. Osmanlı devrinde bu bölgenin verimli bir tarım bölgesi ve bunun yanı sıra yoğun bitki örtüsü nedeniyle bir sayfiye yeri olduğu anlaşılmaktadır. Ovanın su kaynakları bakımından çok zengin olduğu bilinmektedir.


I.LEVANTENLER

Levanten kelimesinin kökeni Fransızca olup “doğan, yükselen, gündoğumu” anlamınına gelen Levant kelimesidir. The Encyclopedia Americana ve The Encyclopedia Britannica’ ya göre, Doğu Akdeniz kıyılarındaki ülkeleri tarifleyen Levant kelimesinden yola çıkılarak, Doğu Akdeniz kıyılarında yaşayan topluluk olarak tanımlanabilecek Levanten, Meydan Larousse’ da “Yakındoğu ülkelerine yerleşmiş, evlenerek soyu karışmış Avrupa asıllı kimse” olarak ifade edilmektedir. Levanten toplumu, “evliliklerle yerel halka karışmış Avrupalılar ve Levant’a ticari amaçla yerleşen, bu yabancı ortamda kendi içlerinde ortak bir kültür yaratmış, daha ziyade içe dönük bir yaşam süren Avrupalılar” şeklinde ikiye ayırmak mümkündür.

Genel kabul olarak Levantenler, ticaretle uğraşan, farklı Avrupa uluslarından bu amaçla Anadolu’ya göç etmiş, bu topraklarda yaşayan ve hatta burada doğmuş, büyümüş Avrupa kökenli topluluktur. Levantenler, Osmanlı halkı ile ortak bir yaşam sürdürmekle birlikte, ait oldukları ulusun sosyal ve kültürel alışkanlıklarını korumuşlardır. 

Levanten toplumun İzmir’de etkin olma süreci, şehrin 17. yüzyılın başında küçük bir limanın uluslararası bir antrepoya dönüşmesi ile başlamıştır. Avrupalı toplumun İzmir’e gelişinin temel nedeni, tüm Osmanlı’da da olduğu gibi, ticaret hacmi yaratma istemi ve pazar arayışıdır. Bunda başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Hollanda’ya Osmanlı Devleti tarafından verilen imtiyaz ve  kapitülasyonların payı büyüktür. İzmir özelinde, Levanten toplumun kente yerleşimi ve burada güç kazanmasında en büyük rolü “Levant Company” oynamıştır. Levant Şirketi 1581 yılında, bazı İngiliz tüccarların Kraliçe I.Elizabeth'ten izin almalarıyla kurulmuştur. Şirketi amacı kolonileştirmekten çok, Levant'taki ticarî merkezlerle ticaret yapmaktı. Şirket 1825 yılında kapatıldı.

19. yüzyıl ticari ortamında ve özellikle İngiliz-Osmanlı ilişkilerinde büyük rol oynamış olan Levant şirketi, İngiliz siyasi ve ekonomik nüfusunu Osmanlı sınırlarına sokmuştur. İzmir yapılanmasında etkin olan, kent içinde ve bölgede ticari bir ağ yaratan Levantenler ve tüm Batılıların etkisi sonucu İzmir, Batı kültürünün ön planda olduğu bir Osmanlı kenti haline gelmiştir. Bu dönemde Osmanlı topraklarında yaşam kurmuş Avrupalılar Levanten adı ile anılırken, kentte yaşayan tüm yabancılara “Frenk” adı verilmektedir. Levantenler ve Frenkler kıyı boyunca konutları, ticarethaneleri, hanları ile kent içinde kendilerine ait bir yerleşim oluşturmuşlardır. Bu alanda temel yaşam alanı İzmir’de Frenk Sokağı’dır (Konak’tan Alsancak’a kadar). Ayrıca sosyal kulüpler, eğitim ve sağlık yapıları, Hıristiyan kimliklerini vurgulamak, bir anlamda yabancı bir bölgede kendilerini bir arada tutmak için kiliseler yaptırmışlardır.

Levanten toplumunun İzmir kentindeki varlığı ve etkinliğinin güçlenmesinde ana kırılma noktalarından biri, 1867 tarihinde Osmanlı topraklarında yabancılara mülk edinme hakkının tanınmasıdır. Avrupa-Osmanlı ticari ilişkilerinin 19. yüzyılda yoğunlaşması ile birlikte, azınlık konumundaki Levanten grup toplum içinde gücünü arttırmış, ticari hayatta ön planda oluşunun yanı sıra, sosyal hayatta da sivrilmeye başlamıştır. Bu dönemde özellikle İngiliz asıllı topluluğun ticarette ve toplumsal hayatta başı çektiği, bir diğer deyişle Levanten toplumun öncülüğünü yaptığı söylenebilir. 19. yüzyıl ticari ortamında İngilizler; toprak spekülasyonu, madencilik imtiyazları, aile sanayi işletmeleri ve ticaret alanlarında aktiftir. 

Levanten toplumun Avrupa kültürüne sahip olmaları ve yerel kültüre uzak oluşlarının yanı sıra, kendilerini yerel halktan farklı ve daha yüksek sınıfa mensup görmeleri nedeniyle, özellikle Müslüman Türk toplumdan ayrışmıştır. Yerel halktan kopuk bu yaşam, özellikle Levanten hanımların yaşantılarında göze çarpmaktadır. Ticari ortam nedeniyle Levanten ailelerin erkeklerinin yerel halkla iletişime girdikleri, buna karşın bazı Levanten bayanların Türk topraklarında doğup büyümelerine rağmen, 1940’lara kadar Türkçe bilmedikleri bilinmektedir. Levanten topluluk kendi içlerinde Avrupa dillerini (özellikle Fransızca ve İngilizce), ticarette, çarşı, pazarda Osmanlı dilini, ev içi hizmetlilerle iletişimde ise Rumca’yı kullanmaktadır.

Özellikle 19. yüzyıl sonlarına değin yapılan nüfus sayımlarında Osmanlı tebaanın esas alınması ve yabancıların genellikle sayıma dahil edilmemesi nedeniyle Levanten topluluğun nüfusuna ilişkin veriler, seyyahların belirttiği ve bazen birbirleriyle çelişen bilgilerle sınırlıdır. İzmir’de yaşamını sürdüren Batılı toplumun nüfusuna ilişkin en net bilgi, 1905 Aydın İl Yıllığı’nda belirtilen; “ekserisini Katoliklerin oluşturduğu 30 bin Avrupalı” tanımıdır. Katolik grupların sayısal yoğunluğuna rağmen, özellikle 19. yüzyıl sürecinde topluluk içindeki Anglikanlarda belirgin bir artış olduğu gözlenmektedir. Bu dönemde, özellikle Anglikanların bir alt kolu olan Protestanlar (İngiliz Kraliyet kilisesi ile özdeşleşmiş olan topluluk) güçlenmiş, buna paralel olarak kendi cemaatlerini ve kiliselerini kurmuşlardır. Bunun yanı sıra, 1865 tarihinde kullanıma açılan İzmir-Bornova demiryolu hattında sadece İngiliz asıllı Levantenlerin ve İngilizlerin kullanabileceği bir vagon bulunduğu belirtilmektedir.

Bornova yerleşiminde, Levanten topluluğun tamamen kendilerine ait bir alan oluşturdukları gözlenmekte, bu alan içinde yapıların bir araya gelişlerinde sosyal statülere ve bazen aile ilişkilerine bağlı bir birliktelik gözlenmektedir. Bornova yerleşiminde Levanten topluluğun yaşama alanını oluşturdukları bölge, Osmanlı tebaasından (Türk, Rum, Yahudi ve Ermeni) ayrı konumlanmıştır. Yerleşim bütününde varlıklı Levanten topluluk belirli güzergahların (aksların) çevresinde konumlanmış, orta sınıf Levantenler ve hatta varlıklı Rum tebaa bu aksların oluşturduğu alanın çevresinde yer almıştır. 

19. yüzyıla değin Bornova, Rum asıllı Osmanlı tebaanın yoğun olarak yaşadığı bir köydür. 17. yüzyıldan itibaren seyyahların anlatımlarında ve resmi Osmanlı kayıtlarında adı geçen yerleşimin, 18. yüzyıldan itibaren kent merkezinde yaşayan Levanten topluluğun ikincil konut (yazlık) alanı olarak geliştiği belirlenmektedir. 19. yüzyılın başlarından itibaren yerleşim ikincil konut alanı olmaktan çıkmış, gerek barındırdığı Levanten topluluğun sosyal ve toplumsal statüsü, gerekse bu topluluğun ortaya koyduğu mimari yapılanmanın niteliği ile topluluğun ana yaşama alanlarından biri haline dönüşmüştür.

Yerleşimin 20. yüzyıl başı toplumsal kullanımı ve bu bütün içinde Levanten yaşam alanları incelendiğinde, belirgin aksların varlığı gözlenmektedir. Osmanlı tebaasının (Türk, Musevi, Ermeni, Rum) yoğunlukla yaşadığı bölgelerde belirgin bir aks gözlenmezken, yerleşim bütününde belirgin olan üç aks Levanten yaşama alanının sınırlarını çizmektedir. 

  • Yerleşim merkezi olarak tanımlanabilecek çarşı alanını, dönemin toplumsal yaşantısında önemli bir yer tutan demiryolu istasyonuna bağlayan Fevzi Çakmak Caddesi bu akslardan biridir. Bu aks boyunca karşılıklı sıralanmış yapıların hemen hepsi Levanten topluluğa ait dir. Bu aksın en önemli bölümü, “İstasyon Caddesi / Bornova Bulvarı/Macropodara Bulvarı” olarak adlandırılan, Bornova Tren istasyonundan başlayıp Mahfel’e uzanan parçasıdır. Ancak 1970’lerden itibaren ulaşım sistemleri ve yayılım yönlerinin değişmesi nedeniyle yerleşimdeki önemini büyük ölçüde yitirmiştir.
  • Bir diğer ana aks olan Kazım Karabekir Caddesi, yoğunlukla yerleşimdeki orta sınıf Levanten topluluğa hizmet etmekte ve konut yapıları ile çevrelenmektedir. Ne yazık ki, 1970’lerdeki imar hareketleri kapsamında uygulanan hatalı düzenlemeler sonucunda, İstasyon Caddesi üzerinde oluşan dokunun büyük ölçüde, Kazım Karabekir Caddesi’ni tanımlayan dokunun ise tamamen yok olduğu gözlenmektedir.
  • Bornova Levanten yaşam alanının prestij aksı olarak da adlandırılabilecek üçüncü aks Gençlik Caddesidir. Söz konusu cadde üzerinde yer alan konut kullanıcılarının sosyal statüleri, yerleşim ve hatta İzmir toplumsal yaşamı içindeki yerleri düşünüldüğünde, prestij aksı tanımlamasının yanlış olmadığı görülür. Bu aks ve üzerinde yer alan yapıların büyük çoğunluğu günümüze dek varlığını sürdürebilmiştir. Bu sürekliliğinin iki temel nedeni; söz konusu yapılara sahip olan topluluğun ekonomik gücü (ekonomik ve fiziksel değişimlere paralel oluşan imar düzenlemelerine karşı duruşları) ve 1945-1970 tarihleri arasında bu yapıların büyük bir bölümünün (kullanıcılarının göç etmesi veya farklı nedenlerle Maliye hazinesine devri ile) kamu kullanımına geçmesi, bu kurumlar tarafından mevcudiyetlerinin sürdürülmesidir.

Belirlenen üç ana aksın çevrelediği alanın büyük bölümü Levanten topluluk tarafından kullanılmaktadır. Ancak, her yerleşimde olduğu gibi Bornova’da da, bu alan içinde Rum, Musevi ya da Türk yerleşimşerine rastlanırken, bu alan dışında da Levanten topluluğa ait tekil yapılar tespit edilmektedir. Bunlardan en belirgini, ölçeği, mimari dili, iç mekan özellikleri ile döneminin prestij yapılarından biri olan Paterson Köşkü’dür.

Levanten toplum kendi içinde farklı din ve milliyetlere bağlı gruplardan oluşmaktadır. Bornova Levanten topluluğu ele alındığında, İngiliz, Fransız, İtalyan grupların yoğun olduğu, ayrıca Alman, Hollandalı, Macar, hatta geç dönemde Amerikan ailelerin de bu yaşama alanı içinde varlıklarını sürdürdükleri gözlenmektedir. Burada İngiliz topluluğun yoğunluğu göze çarpmaktadır. İngiliz topluluğunu Fransız ve İtalyan topluluklar takip etmiştir. 

Bornova Levantenleri denince hemen üç ailenin adı öne çıkar; Giraud’lar, Whittall’lar ve La Fontaine’ler. Bu üç aile İzmir’in yabancı tüccarlar kolonisinin öncüleriydi. 


Giraud Ailesi

Yöreye 1780 yılında ilk gelenlerden biri Jean Baptiste Giraud idi. Krallık yanlısı olması nedeniyle Fransa’dan ayrılmak zorunda kalmış ve İzmir’e gelmişti. Burada toprak mahsulleri ticaretine başladı. ‘J.B.Giraud and Co.’ adlı_firmasını kurdu ve kısa zamanda İzmir’in sayılan, itibar gören bir tüccarı oldu. J.B.Baptiste, Venedik Konsolosu Cortazzi’nin kızı ile evlenince Alexandre, Frederic ve Blanche isimlerinde üç çocuğu oldu. J.B. Giraud’un bütün hayatı boyunca kazandığı servet, ticari hayatının sonuna doğru Fransa’ya gönderdiği ve içinde 2 milyon franklık malının bulunduğu iki geminin İngilizlerce zapt edilmesiyle kayboldu. 1821’de öldüğünde ailesine o zamanlar adı Punta olan Alsancak’ta bir bina ve bugün Bornova Anadolu Lisesi’nin bahçesine inşa ettiği yazlık köşkü bırakmıştı. 

Jean Baptiste Giraud (    -1821)

Ailenin tek kızı Magdalaine Victorie Blanche Giraud babasının ölümünden kısa bir süre sonra ileride İzmir’in en büyük sermaye grubunu oluşturacak Charlton Whittall ile evlenecekti. Charlton İzmir’e ‘Breed and Co.’ firmasının temsilcisi olarak gelmişti ve  ve ailesinin İzmir’deki ilk temsilcisiydi. 

Oğlu Frederic Giraud ise babasının izinden gidip toprak mahsulleri işine girdi. Ama işler beklenildiği gibi gitmedi. Aile elindeki şirketleri birer birer kaybetti. Frederic Giraud, eniştesi Charlton Whittall’un yanında çalışmaya başladı. Frederic Giraud’nun oğlu II.Jean-Baptiste’de iş hayatında başarılı olamadı. Bu süreç 1880’e kadar böyle gidiyor.

Ama torunu Charles Giraud, toprak mahsulleri üzerine 1880’de kurduğu şirketle, aileyi yeniden eski günlerine döndürdü. Üstelik bu firma, İzmir’in en büyük ihracat şirketi oldu. Şirketin adı, ‘C.J. Giraud Co’. Faaliyetine Girit’te başlayıp daha sonra Türkiye’nin pek çok kentine şube açtı. Hububat yanında tütün ve pamuk işine de girdi. 

1929 Dünya Ekonomik Krizi ile kapanma noktasına gelen şirketi ise Harold Frederic Giraud kurtarıyor. Böylece “C.J. Giraud Co” 1980’e kadar ayakta kalmayı başarıyor. Şirketi daha sonra Alain Giraud’nun kardeşi Hervè Giraud satın alıyor. Harold Frederic Giraud 1900 yılında “İzmir’in en büyük halı fabrikasını” kuruyor. “Oriental Carpet Manufacturers”, Türkçe adıyla Şark Halı, kısa zamanda globalleşiyor. İran, Hindistan, Sovyet ülkeleri, Balkanlar, hatta Kuzey Afrika ülkelerinden alınan halılar Avrupa’ya pazarlanıyor. Bu şirketten elde edilen kazançla Harold Giraud ve kardeşi “İzmir Yün Fabrikası”nı kuruyorlar. Aile, değer zincirinin halkalarını teker teker birleştiriyor. Halı satarken, halı dokuyucularını düşünüp iplik işine giriyorlar.

Frederick Giraud (1837-1922) eşi ve çocukları ile (1895 civarı). Frederick Giraud, İzmir’e ilk gelen aile üyesi Jean Baptiste Giraud'nun oğludur. Karısı Mary, büyük Whittall ailesindendi. Soldaki genç oğlu Harold Frédéric (Harry) Giraud.

Giraud’lar Cumhuriyet’ten sonra da İzmir’in ekonomik yaşamında etkili olacaktır. İzmir Pamuk, İzmir Basma ve İzmir Yün fabrikalarını kuran Giraud ailesinden Charlton James Giraud, Edmond Haydn Giraud ve Godfrey Giraud bugün de İzmir’in en önemli kuruluşlarından biri olan Pamuk Mensucat A.Ş. ‘nin kurucularıdır. 

Halı, iplik derken pamuk da giriyor işin içine. Harold Giraud, İzmir Yün Fabrikası’nın yanına, 1913’te “İzmir Pamuk Mensucat’ı” ekliyor. Bu fabrika kentte 1200 kişiye istihdam yaratıyor. Hatta İzmir’de dokuma sanayi, artık Giraud’lar ile anılmaya başlıyor. İşletme, iç piyasanın ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, kentin ihracat pastasını da büyütüyor. Pamuk Mensucat’ta 1960 ile 1970 yılları arasında genel müdürlük yaptığını söyleyen Alain Giraud, “Günde 80 bin metre bez imal ederdik. Arsamız 100 bin metreyi aşıyordu” diyor. Ancak fabrika asıl 1970’lerde, yani Avrupa’nın tüm ülkelerine ihracat yapmaya başladığında zirveye çıkıyor. En çok da Almanya ve Hollanda’ya satış yapıldığını söylüyor. Alain Giraud: “Yüzde 70 ihracat, yüzde 30 iç piyasaya çalışıyorduk. Bu fabrika kurulduğunda Türkiye’de aynı sektörde faaliyet gösteren üç ya da dört işletme vardı. Şark Sanayii, Kula Mensucat, Taç Sanayii ve Sümerbank. Zaman içerisinde onlar da bizim gibi battı. İzmir Pamuk Mensucat kapandı. Arsanın büyük kısmını borçlarımıza karşılık İş Bankası’na devrettik.”

Giraud’lar, 1950’de zincire yeni bir halka ekliyor ve “konfeksiyon” serüveni başlıyor. Yani iplikten pamuğa, dokumadan konfeksiyona dev bir imparatorluk kuruyor aile. Pamuklu elbise üretimi yapan “İzmir Basma Fabrikası” bugün hâlâ ayakta. Ne var ki, bir süre sonra gelişmiş ülkeler de aynı yolu izlemeye başlayınca tıkandık” diyen Alain Giraud, yine de İzmir Basma Fabrikası’nın az da olsa iş yaptığını söylüyor. 

Ailenin İzmir’in sanayileşme hareketlerindeki öncü rolü bir yana; hobileri ve pek çok spor branşında başarısı da var. Alain Giraud, babası William James Giraud’nun Türkiye’nin en iyi at yetiştiricisi ve yarışçılarından olduğunu söylüyor: “Babam at yarışlarına çok ilgiliydi. Cumhuriyet ve Gazi Koşusu’na katılırdı. Hipodromun karşısında Jokey Kulübü’nün bir harası vardı. Babam hep orada olurdu.” Bu merakı Alain Giraud’nun kardeşi Hervè Giraud da paylaşmış. Hatta merhum Mustafa Koç ile evlenen Hervè Giraud’nun kızı Caroline Koç da. Türkiye’de ilk futbol kulübünü kuran da Alain Giraud’un dedesi James La Fontaine’di. Alain Giraud, 25 Kasım 2005’te vefat etti.


Atatürk, Çeşme’de Harold Frederic Giraud'nun yatı Lillias'ta. Atatürk 4 Eylül 1936 Pazar günü Birleşik Krallık kralı VIII.Edward’ı Moda’da Osmanlı’dan kalma Ertuğrul yatında misafir ettiğinde geminin bacasından çıkan kurumlarla Kralın beyaz elbisesinin simsiyah olması üzerine ‘Efendim medeniyet lafla olmaz, bu iddiaya girenlerin her malzemesi her hususta tamam olmalıdır. Yoksa insan böyle kepaze olur’ diyerek Türkiye Cumhuriyetine yeni bir yat ısmarlanmasına karar verir. Ardından Çeşme’de demirli,  İzmirli Levantenlerden iş adamı Harold Frederic Giraud’ya ait Lilias adlı tekneyi görmeye, eğer beğenirse de almaya Çeşme’ye gelir.

 

Yatı, yabancı devlet adamlarını ağırlamak için oldukça dar bulan Atatürk, almayı uygun bulmaz. Bunun üzerine Savanora yatı satın alınır.

 

Harold Frédéric Giraud (1872-1963), diğer adıyla “Harry”, Frederic ve Mary Giraud’nun (Whittall) üçüncü oğluydu. 

 

Charlton (Charlie) James Giraud (1869-1955, CJ Giraud & Co.'yu kurdu) ve Esther (kızlık soyadı Wilkinson) oğulları Norman Giraud (1904-1995) ile birlikte. Fotoğraf 1955'ten bir süre önce çekilmiştir ve arka plandaki ev şu anda Ege Üniversitesi'nin bir parçası olan Charlie'nin evidir.


La Fountaine Ailesi

Bir diğer önemli aile olan La Fontaine ailesinin kurucusu Cenova’da doğmuş fakat 1731’de İngiliz vatandaşlığına kabul edilmiş James La Fountaine idi. İzmir’de Levant Şirketi’ne üye olan James, ‘La Fontaine & Co.’ adlı bir ticari firma kurdu. 1797 yılında evlendi ve ciddi ticari başarılara ulaştığı İzmir’de 1867 yılında öldü. 

 

La Fontaine ailesinin soyağacı

 

Frederick Edwin ve Adelaide (ailede Lily, nee La Fontaine olarak bilinir) Whittall'ın 60. evlilik yıldönümünde La Fontaine ve Whittall aileleri. (28 Nisan 1947 İstanbul)

Soldan sağa ayakta duranlar: John Edward La Fontaine, Edward Leonard (Eddie) La Fontaine, Joan Denise Binns (kızlık soyadı La Fontaine), Peter Morrier La Fontaine, Grace Edith La Fontaine, Hubert Victor Whittall, James Frederick La Fontaine Whittall, Kenneth Edwin La Fontaine Whittall, Lily Whittall (kızlık soyadı Williams), Roland James La Fontaine Whittall, Phyllis Audrey Landale (kızlık soyadı Gardner), Percy Kenneth Whittall

Soldan sağa oturanlar: Eilleen Helen La Fontaine (Whittall), Lydia Mary Whittall (La Fontaine), Adelaide Helen Whittall (La Fontaine), Frederick Edwin Whittall, Audrey Grace Gardner (Whittall), Mary Whittall. 

Ailenin spora meraklı fertlerinden James La Fontaine, diğer İngiliz aileleri ile birlikte 1894 yılında Bournabat futbol ve ragbi kulübünü kurdu. Bu kulüp, ülkede resmî nizamnamesi ve tüzüğü ile oluşmuş ilk futbol takımı olma özelliği taşımaktadır. 1899'da İstanbul'a yerleşmesinden önce İzmir'deki Rum ve Ermeni takımlarının katıldığı ve 1922'ye kadar düzenlenen bir lig organize etti.1902 yılında bu kez İstanbul’a taşınınca bir diğer İngiliz Horace Armitage ile birlikte Cadi-Keuy isimli futbol kulübünü kurdu. 1904 yılında ise Armitage ve Henry Pears'ın yardımlarını alarak İstanbul Futbol Ligi'ni oluşturdu. Kulüp, 1905-06 ve 1906-07 sezonlarında arka arkaya iki kez İstanbul Futbol Ligi şampiyonu olmuştur. Kulüp 1912 yılında kapandı.

 

Sivil giysiler içerisindeki sağdaki kişi James La fontaine (Cadi-Keuy Football Club) (İstanbul)

 

James Stephen La Fontaine ve Helen Barker.


Whittall Ailesi 

Whittall ailesinin Osmanlı’yla olan ilişkileri, Charlton Whittall’un ticari zekâsı ve dönemin ekonomik ve sosyal şartlarını kendi lehinde değerlendirmesiyle 1811’de kendi şirketini (C.Whittall& Co.) kurmasıyla başlamıştır. Daha sonra kardeşi James’in de Osmanlı topraklarına yerleşmesi ve şirkete ortak olmasıyla kısa süre içerisinde muazzam bir sermayeye ulaşmışlardır. Artan bu ekonomik güç beraberinde sosyal statülerin de değişmesine özellikle İzmir ve çevresinde çok tanınan ve saygı duyulan bir tüccar haline gelmesinde etkili olmuştur. 1876’da vefat etmesinden sonra işleri büyük oğlu James devralmış ve J.B Giraud’un kızıyla evlenerek bugün Ege Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılan “Büyük Evi” inşa ettirmiş ve 1882 yılına kadar şirketlerin başında kalmıştır. Sonrasında ise Whittall ailesi hem işlerini hem yaşadıkları yeri genişletme yoluna gitmiş, James’in en büyük oğlu İzmir doğumlu James William, başka bir tüccar olan La Fontain ailesinin kızıyla evlenip, 1873’de kendi şirketini kurarak (J.W.Whittall &Co.) İstanbul’a göç etmiştir. Moda’da ailesi için büyük bir ev (Barış Manço evi Moda) ve İngiliz toplumu için de kilise inşa ettiren James William’a, Kraliçe Victoria tarafından İngiliz çıkarlarına hizmetlerinden dolayı şövalye unvanı verilmiş ve 1910 yılında vefat etmiştir. Sonraki dönemlerde kurdukları şirketler çocukları tarafından idare edilmiştir. Birinci Dünya Savaşıyla beraber ailenin bir kısmı İngiltere’ye dönmüş, geri kalanlar ise 1950’li yıllarda mal varlıklarını ellerinden çıkararak ülkeden ayrılmışlardır.

1863 yılında Charlton Whittall'un hem Müslüman hem de Gayrimüslim cemaat arasında yayılan saygınlığını işiten Sultan Abdülaziz aile reisi ile İzmir seyahati sırasında tanışmak istemiştir. Sultana bu seyahatte Dışişleri Bakanı Fuad Paşa eşlik etmiştir. Sultan Abdülaziz, 24 Nisan 1863'te ailenin Bornova'daki konağının avlusunda Charlton Whittall'un Türk kıyafetleri giymiş iki gelini tarafından karşılanmış ve sembolik olarak gümüş tepside evin anahtarı tarafına sunulmuştur. Sultana köşkün bahçesinde oluşturulan kadife kumaş kaplı tepecikteki tahtta çay ikram edilmişti. Sultan için hazırlanan tahtın sorgucu altındandı.

Ailenin son büyük üyelerinden olan Richard (1847-1920), 1905’te Türkiye’ye ilk kez otomobili getiren kişidir.

 

Ailenin Türkiye’ye gelen ilk üyesi Charlton Whittal

James John Whittall, 20 Ekim 1819'da İzmir’de doğdu. Babası, Liverpool'dan gelen Charlton Whittall, annesi Magdaleine Victoire Blanche’nin babası ise Fransa’dan gelen Jean-Baptiste Giraud idi. James, yedi yaşındayken eğitim almak üzere İngiltere'ye gönderildi. 18 yaşındayken  İzmir'e döndü ve 27 Ağustos 1838'de, kuzeni Magdalene Blanche Giraud ile evlendi.  James'in babası öldükten sonra Bournebat'taki (Bornova) Büyük Ev ona miras kaldı. James, birçoğu daha sonra British Museum'a satılan Helen ve Helen öncesi sikkelerin önemli bir koleksiyoncusuydu. Ayrıca o dönemin en zengin Levanten tüccarı olarak biliniyordu. James 1883'te 63 yaşında aniden öldü ve Bornova İngiliz mezarlığına gömüldü.

William James Harter Whittall, eşi Lillian Adeline Whittall ve kız kardeşi Florence Philippa (Whittall) ile birlikte, 1890'lı yıllarda. Sir (James) William Whittall, James Whittall'ın oğlu ve Charlton Whittall'ın torunudur.


II.LEVANTEN KÖŞKLERİ


Sarı Köşk

20. yüzyılın başında yaptırılmış olan köşkün sahibi veya ilk kullanıcısı hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Sarı Köşk, Yeşil Köşk ve günümüze kadar ulaşamamış olan komşu birkaç köşk ile birlikte Bornova tren istasyonunun karşısında yer alır. Bugünkü E.Ü. Hastanesi ile Yeşil Köşk arasındaki tarla ve araziler 1922 yılının Aralık ayında kurulan Bornova Ziraat Mektebi’nin ihtiyaçları için 1924-1925 yıllarında kamulaştırılmıştır. Bu arazilerden birisi içinde yer alan Sarı Köşk, 1933 yılında tamamlanan yeni binasına taşınmasına kadar Ziraat Okulu Müdürlüğü olarak hizmet vermiştir. Köşk, günümüze kadar korunarak gelen içindeki gösterişli şömineleri ve önündeki oval havuzunun yanı sıra bahçesindeki Atatürk büstüyle de dikkat çeker.

Atatürk'ün 1926'da İzmir'i ziyareti anısına Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippell'e yaptırılmıştır. Kimi kaynaklara göre Türkiye'de yapılmış ilk Atatürk anıtıdır. büstün açılışı, kaidesindeki yazıya göre Haziran 1926'da yapılmıştır. Ziraat Mektebi'nin, Mustafa Kemal'in yurt gezisi sırasında 15 Ekim 1925 günü ziyaret edildiği bilinir ve bu ziyaretten sonra okul idaresinin bir çalışma yaparak 1926 yılının Haziran ayında okulun bahçesine bir Atatürk heykeli diktiği anlaşılmaktadır.

Ekim 1926'da İstanbul Belediyesi tarafından Heinrich Krippell'e yaptırılan Sarayburnu Atatürk Anıtı'nın açılışı gerçekleşmişti. Basında, Sarayburnu'nda açılan Gazi heykelinin dikilen ilk heykel olduğu şeklinde haberler yayımlanması üzerine Ziraat Mektebi Müdürü Abidin Bey bir telgraf çekerek Bornova Ziraat Mektebi'nde bu tarihten yaklaşık 4 ay önce Gazi heykelinin açıldığı bilgisini yerel ve ulusal basına aktarmıştır.

Eser, kaidesiyle beraber 2,45 metre yüksekliğindedir. Mustafa Kemal Paşa sivil giyimli ve ellerini göğsünün altında kavuşturmuş olarak betimlenmiştir. Sarayburnu Anıtı'na göre oldukça küçük boyutta olan heykelin, Krippel tarafından küçük bir deneme ya da eskiz olarak yapılmış olabileceği düşünülür.


Pandespanian Köşkü

1880’li yıllarda, Pandespanian ailesi tarafından inşa edildiği bilinen ve ailenin Fransa’ya göç etmesi ile birlikte Maliye Hazinesi mülkiyetine geçen yapı günümüzde Ege Üniversitesinin mülkiyetindedir. Pandespanian ailesi ile ilgili detaylı bilgi olmamakla birlikte, üyelerinin yaşamlarını halen Fransa’da sürdürdükleri, Ermeni asıllı oldukları ve muhtemelen Osmanlı topraklarında Fransız vatandaşı olarak yaşamlarını sürdürdükleri bilinmektedir.

Pandespanian Köşkü

Yapı, Fevzi Çakmak Caddesi ve dönemin çağdaşlık sembollerinden biri olan tren istasyonunun karşısındadır. İthalat ve ihracat işleri ile uğraşan Fransız asıllı tüccar D.A. Bardisbanian tarafından yaklaşık 1880 yılında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Aile tarafından ev olarak kullanılan köşk dış boyası nedeniyle yeşil köşk adıyla da bilinir. Ailenin Fransa’ya göç etmesinden sonra köşk Ege Üniversitesi misafirhanesi olarak kullanılmaktadır.

19. yüzyılın sonlarında Fransa’ya göç ettiği söylenen Bardisbanian Ailesi'nden köşkü devralan Gasparian Ailesi’nin de İzmir’den ayrılmasından sonra Bornova Ziraat Mektebi için kamulaştırılarak kullanılmış olan köşk sonrasında Ege üniversitesi için misafirhane olarak hizmet vermiştir. Günümüzde akademik ve idari personel ile öğrencilere kafeterya ve restoran olarak hizmet vermektedir. Ailemin Ankara’dan Bornova’ya taşındığı 1962 yılında evimizi kiralayana kadar bu binada bir süre misafir olarak kaldığımızı hatırlıyorum. 


Aliotti (Michel Topuz) Evi

1880 yılında yapıldığı düşünülen yapı Fevzi Çakmak Caddesi’nin Ankara Caddesi yönünden giriş kısmında yer almaktadır. Bu ev Aliotti Ailesi tarafından inşa edilmiştir. 1862’de Floransa’dan Sakız Adası’na 1822’de de İzmir’e gelen Aliotti’ler İtalya’nın soylu ailelerindendi. 

Aliotti Ailesi’nin ardından Topuz Ailesi’nin (Michel Topuz) kullanımına geçen köşk 2015 yılı itibarıyla diş tedavi kliniği olarak kullanılmaktadır.


Barry Köşkü

Köşk Fevzi Çakmak Caddesi'nin Ankara Caddesi yönünden giriş kısmında bulunmaktadır. Bugün Ege üniversitesi Lokali olarak kullanılan köşk, Pasquali Ailesi’nin verdiği bilgilere göre, babası Sakız Adası’ndan İzmir’e göç etmiş olan tüccar Giuseppe Pasquali tarafından 1835-1840 yıllarında yaptırılmıştır. Köşkte Giuseppe Pasquali’den sonra oğlu Giovanni Pasquali ile eşi Giulia Pasquali (Barry) yaşamışlardır. İtalyan Konsolosluğu tercümanı ve tüccar Polycarpe Barry’nin kızı olan Giulia, çevresinde sevilen biri olduğu için veya Giovanni Pasqualinin ölümünden sonra köşke Giulianın kendi ailesinden bireyler yerleşmiş olduğu için köşkün Barry Köşkü olarak anıldığı düşünülmektedir.

Giovanni Pasquali’nin 1925 yılında ölümünden sonra eşi ve hayattaki üç çocuğu Rene, Christine ve Joseph’e kalan bina 1941 yılından Bornova Ziraat Mektebi’nin kullanımı için T.C. Maliye Hazinesi tarafından kamulaştırılmıştır. Bahçesinin üçte birlik kısmını Ankara asfaltı genişletme çalışmalarından dolayı kaybeden köşk günümüzde güzel bahçesi ile Üniversite’nin lokali olarak konuklarını ağırlamaktadır.

   


Barry Köşkü


Davy Köşkü

Tren istasyonundan Büyük Parka doğru olan Fevzi Çakmak caddesinin ilk sağa döndüğü yerde sol taraftaki bina Bornova eşrafından Davy isimli bir Amerikalı tarafından inşa ettirilmiştir. Davy Evi 20. yüzyıl başlarında Macropodere isimli Levanten bir ailenin kullanıma geçmiştir. 

Bina 1913-1919 yılları arasında da İzmir Valisi Rahmi Bey’in konutu olarak kullanılmıştır. 1922’den itibaren Askeriye’ye geçen yapı, Askeri Gazino (57.Tümen Mahvel’i) olarak kullanılmaya başlanmıştır. 11 Nisan 1934 tarihinde dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik’in Mustafa Kemal Atatürk’ü bu konutta ağırlamıştır. Köşkün içinde Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın bir süre dinlendiği üzeri Türk Bayrağı örtülü bir yatağın bulunduğu bir anı odası bulunmaktadır. Geniş bahçesi yapının arkasında uzanmaktadır. 

1919 yılında İzmir Valisi Rahmi beyin konutta oturduğu dönemde yakındaki İngiliz okuluna giden sekiz yaşındaki oğlunu Çerkez Ethem 53 bin Reşat altını fidye karşılığı kaçırmıştı. O dönem için istediği para çok büyüktü. Rahmi Bey ise o sırada İstanbul’da İngilizler tarafından tutuklanmış, hapisteydi. Aslında Çerkez Ethem’in Rahmi Beye şahsi kini vardı. Çerkez Ethem, birkaç yıl önce Hollandalı zengin levanten Aarnoud van Heemstra’nın Cumaovası’ndaki devasa çiftliğine göz dikmişti. Baskın yapıp yağmalayacaktı. Bu baskını haber alan Rahmi Bey jandarma göndererek engel oldu. Ethem’in çete elemanlarını yakalattı. Ethem’in gururu kırılmıştı. Bunun intikamını almak istiyordu. Rahmi Bey İngilizler tarafından İstanbul’da tutuklanınca harekete geçti. Rahmi Beyin Bornova’da İngiliz Okulu’na giden sekiz yaşındaki oğlu Alpaslan’ı kaçırdı. Rahmi Bey çaresiz malını mülkünü satışa çıkardı ama fidye tutarını karşılamıyordu. Arkadaşları devreye girdi, geriye kalan yarı için İzmirli varlıklı levantenlerden yardım istendi. Fransız levanten Henri Giraud ‘ben veririm’ dedi. 53 bin altın tamamlandı. Çerkez Ethem’e ödendi. Üç hafta rehin tutulan küçük Alpaslan Salihli’de serbest bırakıldı.

Çerkez Ethem’in göz koyduğu çiftliğin Hollandalı sahibi baron, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra herşeyi satıp ailesiyle Belçika’ya taşındı. Kızını İngiliz bir bankerle evlendirdi. Torunu oldu, adını Edda koydular. Nazi işgali altında korkunç olaylara tanıklık eden Edda, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Londra’ya gitti. Bale okuluna yazıldı, modellik yaptı, müzikallerde oynadı. Güzelliğiyle dikkati çekti. Holywood’a transfer oldu. Oskar kazandı, efsane yıldızlardan biri oldu. Audrey Hepburn idi.

Çerkez Ethem’e fidyenin ödenmesi için maddi destek veren Henri Giraud’un ailesi hala İzmir’de yaşamaya devam ediyor. Henri Giraud’un torunu Caroline, rahmetli Mustafa Koç ile evlendi.  Ayrıca Bornova Anadolu Lisesi arazisi ve köşkü, bir dönem ailenin mülküydü.


Frederic Hermann De Cramer köşkü / İplikçiyan Köşkü / 57. Tugay Karargâh Binası

Bornova Gençlik sokak no:1 deki binayı (günümüzde Bornova 57. Topçu Tugayı Karargâh Binası) Frederic Hermann De Cramer yaptırmıştı. Bina 1922’den sonra o zaman sahibi olan İplikçiyan’dan alınarak askeriyenin kullanımına verilmiştir. Cramer ailesinden İzmir’e ilk gelen kişi Avusturya Konsolosu olarak atanan Alphonse von Cramer’di.  



Etnoğrafya Müzesi

Günümüze Etnoğrafya Müzesi adıyla ulaşmış olan binanın 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başları arasında  bir Rum ailesi tarafından yaptırılmış olduğu tahmin edilmektedir. 1943 yılında T.C. Maliye Hazinesi’ne devrolan yapının arka kısmı 1960’lı yıllarda E.Ü. Ziraat Fakültesi Gıda ve Fermantasyon Teknolojisi Kürsüsü tarafından sirke ve turşu üretim yeri olarak, ön kısmı ise lojman olarak kullanılmıştır.

Bina 2010 yılında tamamlanan restorasyon sonunda E.Ü. Etnografya Müzesi olarak faaliyete geçmiştir. Müze Türkiye’de bir üniversite bünyesinde Kültür Bakanlığı ile ortaklaşa açılan ilk kurum müzesi olma özelliğini taşımaktadır. 1990 yılında T.C. Maliye Hazinesi’nden Ege Üniversitesi’ne geçen bina, 1990’lı yıllara kadar konut olarak hizmet vermiştir.


Edward Whittall Bahçesi / Godfrey Giraud Köşkü 

Büyük seraların, meyve ve sebze bahçelerinin ve ahırların istimlak nedeniyle ortadan kalkmış olmasına rağmen bu bahçe bugün bile güzelliğini ve çarpıcılığını korumaktadır. 

Gençlik caddesi No 2 deki ev bir botanik meraklısı olan Edward Whittall (1851-1917) evi olarak biliniyor. Bornova’da doğan Edward Whittall, günümüzde üniversitenin rektörlüğünü barındıran ‘buyük ev’in selvi dolu bahçelerinde büyüdü. 1875 yılında kendi ailesi ile ileride onun adı ile tanınacak olan eve taşındı ve onu bir botanik harikaya dönüştürdü. Whittall nadir bulunan birçok ağacı dikerek bahçeyi büyüttü. Edward Whittall Anadolu’daki yabancı çiçekleri toplayıp yetiştiren biriydi. Onun bulduğu bir kır lalesine ismi verilmiştir. Bir tanesi gerektiğinde dans pisti olarak kapatılabilen üzeri zambaklarla kaplı çok hoş iki tane havuzu da vardı. Köşkün 20. Yüzyıl başlarında bile kartpostallara konu olan güzellikte bir bahçesi vardır. Bu köşk Lord Byron, Gutave Flaubert, Alphonse De Lamartine, Pierre Loti, İsmet İnönü, Falih Rıfkı Atay, ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi pek çok ünlü ismi misafir etmiştir. Edward Whittall’ın ölümünden sonra ev Ruth Giraud’a geçti. Bayan Ruth evin şimdiki sahibi olan Godfrey Giraud’un annesidir. Bu köşk 14 eylül 1922 tarihinde alınan kararla kısa bir süre Batı Cephesi Kumandanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı makamı olarak da kullanılmıştır. Whittall'ın evi ve bahçeleri günümüzde büyük torunu Brian Giraud tarafından düğün ve etkinlikler için bir mekan olarak işletiliyor.

Edmund Giraud'un yaşadığı köşe evin 2000 metrekarelik oldukça büyük bir bahçesi vardı. Bu ev, Edward Whittall evi olarak da bilinen ve 17.000 metrekarelik çok daha büyük bir bahçesi olan Gwynneth Giraud'nun evinin karşısında yer alıyordu. Edmund köşe evi satın aldıktan 19 sene sonra 23 Mayıs 1938'de Edward Whittall mülkünü satın aldı. Edmund çok istekli bir piyano sanatçısıydı ve 1950'lerin başında Almanya'daki Werner Bosch'tan büyük bir org ithal etti ve onu Gençlik Caddesi 1 numarada, sonra Hürriyet Caddesi'nde veya daha önceki günlerde İsmet İnönü Caddesi'nde bulunan (köşe) evine yerleştirdi. Edmund, vasiyetinde orgu Ankara Konservatuvarı'na bağışladı. 1960 yılında öldü.


Ballian Köşkü (Kâğıt ve Kitap Sanatları Müzesi)

Gençlik Caddesi No: 4 numarada bulunan köşkü Ballian Ailesi 19. yüzyılın ikinci yarısında yaptırmıştır. Tavan silmeleri ve göbek üzerinde görülen alçı süslemeleri ile dikkat çeken köşk, 1900 yılında Charlton James Giraud'nun eşi Esther Marian Giraud (Wilkinson) tarafından, sanayici Antoine Ballian'ın varisleri olan eşi Attilia Ballian ve çocukları Marie, Laura, Alfred, Adelina ve Albert'ten satın alınmıştır. Esther Marian Giraud'nun 1955 yılında ölümüyle köşk, çocukları Friedrich, Joyce, Donald, Norman ve Eldon'a kalmıştır. 


Ege Üniversitesi için 1970 yılında kamulaştırılarak bu beş kardeşten satın alınan bina, geçen yıllar içinde lojman, hemşirelik yüksekokulu ve arşiv olarak kullanılmıştır. 2012 yılına kadar E.Ü. Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı'nı bünyesinde barındıran köşk, Daire Başkanlığı'nın yeni binasına taşınması sonrası restore edilerek Kağıt ve Kitap Sanatları Müzesi olarak hizmete açılmıştır.


Tristramp Köşkü  (Edebiyat Müze ve Kütüphanesi)

Tristramp Köşkü Bornova Gençlik Caddesi üzerinde bulunmaktadır.1904 tarihinde inşa edilmiş olan yapı, İngiliz Tristramp ailesinin konutudur (A.Giraud). Bu güzel yapı 1931 yılından itibaren uzun yıllar Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsünün hizmet binası olarak kullanılmıştır. Daha sonra Kültür Bakanlığına devredilmiştir. 5 Mayıs 2020 yılından itibaren İzmir Edebiyat Müze Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Köşkün giriş katında Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Böcek Müzesi de yer almaktadır. 

Bornova'daki İngiliz bir aile tarafından 1904 yılında yaptırılan köşk, 13 oda ve üç kattan oluşuyor. Bir dönem Ege Üniversitesi Böcek Müzesi olarak da kullanılan binanın giriş katında 37 metrekarelik iki oda yine kuruluş amacına uygun olarak düzenlenmiş. Binanın, zemin katında okuma ve sergi salonları hazırlanmış. 

Tristramp Köşkü

Kütüphanenin üçüncü katında Attilâ İlhan’ın adını taşıyan bir oda düzenlenmiş, ünlü kasketi bu odada sergileniyor. Kütüphanede ayrıca Samim Kocagöz, Turgay Gönenç, Muzaffer İzgü ve Yaşar Aksoy'un kullandığı objeler görülebiliyor. Bu objeler arasında gözlükler, yüzük, tarak, büyüteç, daktilo, saat, çay fincanı cep telefonu, masa saati, kendi el yazılarıyla yazılmış mektuplar bulunuyor.


Pierre Pagy Köşkü

Bornova Gençlik Caddesi üzerinde Ege Üniversitesi Rektörlük Kapısı'nın karşı köşesinde bulunan köşk 1800 lü yıllarda Fontan d-Escalon tarafından inşa edilmiştir. Mösyö d-Escalon, Fransız devrimi sırasında ülkeden uzaklaşarak Bornova'ya yerleşmiştir. Kızı Louise La Fontaine Ailesinden biri ile evlenmiştir. Bu evlilikten doğan kızları Helen de E. Charlton Whittall'un eşi olmuştur. Ailenin soyundan gelen Sheila ve Cecil Whittall köşkü William Giraud'a o da şimdiki sahipleri olan Pagy Ailesi'ne sattı. Günümüzde bu ev Pierre Pagy nin torunu bayan Fercken'in kullanımındadır. Fernand Pagy Köşkü, o dönemde Bornova'daki levanten hayatının en yoğun olarak yaşandığı yerde bulunmaktadır.


İngiliz Kulübü / Kuyulu Köşk

Büyük Ev arazisinin yanında yer alan bu yapı, “Kuyulu Ev” veya “İngiliz Kulübü” olarak da bilinmektedir. Bu evin kayıtlarda görülebilen en eski sahibi, Büyük Ev’in sahibi James Whittall’un (1819-1863) torunu James La Fontaine’dir. Günümüzde La Fontaine Köşkü ismiyle tanınan ve bir süre öncesine kadar E.Ü. Eğitim Fakültesi Dekanlığı olarak kullanılan binanın da sahibi olan James La Fontaine’in ölümüyle her iki bina eşi Clara Lillian La Fontaine (Keyzer) ve çocukları Rhoda, Rodney ve Audrey’e geçmiştir.

Kuyulu Ev’in önünde bulunan meydan eski Bornova’da, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında Bornova sosyal yaşamının önemli bir buluşma noktasını oluşturuyordu.  Meydandaki evlerin bahçe kapılarının dış yanlarındaki sundurmalarda oturan komşular hem birbirleriyle hem de gelen geçenlerle sohbet ederlerdi. İçinde okuma odalarının yanı sıra oyun salonlarını da bulunduran İngiliz Kulübü’ne gelen erkekler, kapı önünde küçük masalara oturup vakit geçirirlerdi. Daha geç dönemde İngiliz ailelerin buluştuğu sosyal amaçlı bir merkez olarak da kullanılan bina yanı başındaki sarnıçtan dolayı Kuyulu Ev olarak da anılmaktaydı.

Clara Lillian La Fontaine’in 1959 yılındaki ölümünden sonra çocuklarına kalan bina, 1966 yılında üniversite için satın alınmıştır. Binanın arkasında yer alan bahçe, satış sonrası üniversite rektörlüğünün bahçesi ile bütünleşmiştir. 1990 yılında T.C. Maliye Hazinesi’ne geçen köşk, Ege Üniversitesi’nin kullanımına tahsis edilmiştir. 


Tony Mattheys Köşkü (Arkas Sanat Bornova Mattheys Köşkü)

Bornova Gençlik Caddesi no 15 deki Mattheys Köşkü o yıllarda zarif hatları ve bahar aylarında açan mor salkımlı leylak çiçekleriyle sarıp sarmalanan kemerli giriş kapısıyla en dikkat çekici köşklerden biriydi. Köşkün 1854-1856 yıllarında John Maltass adlı bir İngiliz tarafından inşa edildiği biliniyor. Evin mülkiyeti sırasıyla Douglas Paterson, Edwin Charnaud, De Zandonati, James Gout ve Victor Whittall ailelerinin kullanımına geçti. 2018 yılında Arkas Holding tarafından restore edildi.

Hayatı boyunca Mattheys Köşkü’nde yaşadığı bilinen Hortense Wood’un günlüklerinden çok odalı, büyük bir köşk olduğu anlaşılıyor. Bir dönem Atatürk’ün de ziyaret ettiği, Hortense Wood’un kendi deyimiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin konuşulduğu evdi, Mattheys Köşkü.

Giriş kapısı sağlam bir şekilde kalmıştır ve hala belirgindir. Evi yaptıran John Maltass tarafından mülk kızı Eugenie Wood'a, yani Richmond Dükü tarafından hastanede pratik yapmak üzere İzmir'e gönderilen Charles Wood'un karısına miras kalmıştır. Sekiz çocuğundan biri olan Lucy, şu anki sahibi Bayan Renée Steinbüchel'in büyükannesiydi. Lucy evde, şair, besteci ve yetenekli bir ressam olmasının yanı sıra büyük bir feminist olan kız kardeşi Hortense ile birlikte yaşıyordu. Franz Liszt'ten piyano dersleri almıştı. Ayrıca Hortense, Kemal Atatürk'e hayrandı ve başarılarından dolayı onu tebrik etmek için mektuplar yazmıştı. Eylül 1922'de, Türk ordusunun başkomutanı olarak İzmir'e ulaştığında Atatürk, Hortense Wood'un nerede yaşadığını sormuştu. O günlerden bu yana pek değişmeyen Wood evi, Atatürk tarafından İzmir’in kurtuluşu döneminde karargâh olarak kullanıldı.


Matthey evi giriş kapısı pembe tonlardaki kemeri özellikle bahar aylarında mor salkımlı leylak çiçekleriyle dikkat çekiyordu.


Yasadığı donemde Bornova’nın bilinen isimlerinden olan Hortense Wood çok yönlü entelektüel kadındı. Ressam, şair ve besteci olmasının yanı sıra Osmanlı döneminin ilk feministlerindendi. Ünlü besteci Franz Liszt’ten piyano dersleri almıştı. Franz Liszt, köşkün Kahire odası adı verilen bölümünde duran piyanoyu çalmıştı. Fotoğraf çekmeyi ise çok severdi.

Hortense Wood Mustafa Kemal hayranıydı ve henüz savaş devam ederken ona başarılarını kutlayan mektuplar yazmıştı. Mustafa Kemal ile nihayet 1922 Eylül’ünde yüz yüze tanıştığında 78 yaşındaydı. Mustafa Kemal Wood’dan “dünyada kadın hakları” konusunda araştırma yapıp kendisine iletmesini istemişti. Atatürk Wood evini bir süre karargah olarak kullanmış, ailenin Ernest adındaki oğlunun odasında kalmış, köşkte bir çok önemli toplantı yapmış̧ ve Hortense Wood’un yeğeni Fernand De Cramer ile satranç̧ oynamıştı.


Bayan Wood’un 1 Haziran 1922 tarihinde yazmaya başladığı günlüğü, Yunan ordusunun çekilmesi ve Türk ordusunun İzmir’e girişi hakkında doğrudan gözlemler barındırıyordu. Bayan Wood 16 Eylül 1922 tarihini attığı günlüğünün bir sayfasına şu satırları düşmüştü:

“Mustafa Kemal evime geldi. Yanında İsmet Paşa ve diğer generallerle meşhur Türk kadını Halide Edip vardı. Mustafa Kemal Paşa onların arasında bir başka idi. O’nu tanımaktan ve karşı karşıya gelip konuşmaktan duyduğum sevinç sonsuzdu. Oturup 15 dakika kadar sohbet ettik. Mustafa Kemal sonra benden izin istedi. Ardından da Fevzi, İsmet, Asım Paşa’larla Halide Edip üst kata çıktılar. Evet, şu anda İmparatorluğun kaderi evimin üst kısmında yatak odamın önündeki piyanonun yanında, kadife koltuklarda tartışılıyor.”

Evlerin birçoğunun bahçe kapısının önünde “pesulaki” adı verilen taş banklar bulunuyordu. Mattheys Köşkü’nün önünde, kapının iki yanında karşılıklı iki pesulaki vardı. Mattheys Köşkü’nün görkemli zamanlarında, Bornova’nın eski sakinlerinin evlerinin önünde bulunan bu taş banklarda komşular ağırlanırdı. Yaz akşamlarında pesulaki de oturulur, kapıdan gelip geçenlerin de davet edilmesiyle misafir sayısı artar, sohbetler uzardı.

Köşk 2018 yılında Lucy de Cramer’den sonra köşkün sahipleri olan Renee Steinbüchel ve Sonia Whitall’un çocuklarından satın alınarak restore edildi. Günümüzde Arkas Sanat Bornova Mattheys Köşkü’nde, Batı ve Orta Anadolu’da, 16. ve 19. yüzyıllar arasında üretilmiş Anadolu Halıları sergilenmektedir. Köşk, bugün baba Tony Mattheys’in adıyla anılıyor.


Charlton Whittall Köşkü (Büyük Ev) (EÜ Rektörlük Binası)

Bugün Ege Üniversitesi Rektörlüğü’nün bulunduğu alanda 18. yüzyılın başlarında aslen Hollandalı rahibeler için bir manastırın bulunduğu bilinmektedir. Bu arazide ilk olarak Hollandalı bir göçmen tarafından tek katlı olarak inşa edilmiş olan ev,1817 yılında ticari amaçlarla İzmir’e yerleşen, ünlü Whittall firmasının ortaklarından James Whittall tarafından 1820’lerde satın alınmıştır. Onun ölümünden sonra kardeşi Charlton Whittalll’in mülkiyetine geçen ev daha sonraki yıllarda genişletilmiş, üzerine katlar ilave edilmiş ve “Büyük Ev” adıyla anılmaya başlanmıştır.

 

1809 tarihinden itibaren İzmir ticaret hayatında var olan Whittall ailesinin 1833’te Yunan Kralı Otho’yu, 1863’te Sultan Abdülaziz’i, 1910 yılında George V. Adıyla İngiliz tahtına çıkacak olan George Frederick Ernest Albert ve Yunan Prensi Andrew (1921) evinde misafir etmesi siyasi, ekonomik ve toplumsal yaşantıdaki etkin konumunu göstermektedir. Kurtuluş Savaşında Yunanlıları destekleyen aile, Cumhuriyetin ilanının ardından kenti terk etmiştir. Bu dönemde Giraud ailesinin konutu olan ve 1948 tarihinde kamulaştırılarak Maliye Hazinesi’ne geçen yapı, günümüzde Ege Üniversitesi Rektörlük Binası olarak hizmet vermektedir.


Wilkinson Köşkü

Anglikan Azize Mary Magdalene Kilisesi ile Büyük Ev arasındaki alanda yer alan at haralarının yıktırılması sonucu Herbert Whittall tarafından, Selanik, Malaga ve Manila Konsolosu Richard  Wilkinson ile evlenen kızı Jane için, Whittall arazisinin içinde 1865 yılında inşa ettirilmiştir. Köşk Gençlik Caddesi üzerinde Ege Üniversitesi Rektörlük bahçesinde bulunmaktadır. Wilkinson Ailesince 1985 yılına kadar kuşaklar boyu kullanılmıştır. 1988 yılında ailenin Filidis Ailesi'ne sattığı köşk 1997 yılında Ege Üniversitesi’nin kullanımı için kamulaştırılmıştır.

 

Wilkinson köşkü.

2005 yılına harap bir halde ulaşan fakat aynı yıl  Ege Üniversitesi’nin kuruluşunun 50. yılı anısına restore edilerek yeni kimliğine kavuşmuş olan köşk günümüzde EÜ 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi adıyla üniversitenin bir sanat merkezi ve EÜ Uluslararası İlişkiler ve AB Ofisi olarak hizmet vermektedir.


Edwards (Murat) Köşkü / Yetiştirme Yurdu

İngiliz Edwards ailesi tarafından 1880’de inşa ettirilen konutun, süreç içinde Bari ve Murat aileleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Yapı, Gençlik Caddesi No 19 da, İngiliz cemaatinin dini merkezi olan Protestan Kilisesi’nin karşısında konumlanması nedeniyle prestijli bir yere sahiptir.


Murat köşkü bir süre Çocuk Esirgeme Kurumu binası olarak hizmet vermiştir. Restorasyon uygulaması kapsamında yapıya yüklenen yeni kullanım; üniversite öğrencilerine yönelik sosyal hizmet merkezidir. 


Saint Mary Magdalene Anglican Kilisesi

Gençlik caddesi no 22 de bulunan St. Mary Magdalene Kilisesi, Bournabatlı Charlton Whittall tarafından köy sakinlerine armağan olarak 1857’de inşa edilmiştir. 1864 yılında Cebelitarık Psikoposu tarafından kutsanarak Cebelitarık Angliken Psikoposluğuna bağlanmıştır.

Smyrna yöresinde birçok kilise bulunduğundan, İngiltere’deki kilise cemaati sistemine karşılık gelen bir idare oluşturulmuştu. Her papaz, dağınık halde yaşayan belirli bir bölgedeki İngiliz yerleşimcilerden sorumluydu. Bournabat Papazı da açıldıktan sonra (1863) Kasaba demiryolu olarak adlandırılan hattın kuzeyinde ve Bournabat yöresinde yaşayan herkesten sorumlu tutulurdu.

İngiliz bir mimara göre kilise, tamamıyla klasik bir yapı olarak adlandırılıyordu. Othonia tarzı narin çan kulesi, kilisenin Rum duvar ustaları tarafından inşa edildiğini kanıtlar gibidir. Duvarların işçiliği en azından dış cephelerde gayet iyi görünmektedir. Mimari bakımdan, inşa edilmiş tarzına göre yapı çok basık ve tünel tonozları çok ağır olduğundan, iç taraflarda kilise bölümlere ayrılmaktadır. Yapılışı hakkındaki bu olumsuz görüşlere rağmen St. Mary Magdalene Kilisesi, yüzyıldan fazla bir süre boyunca Bornova da yaşayan İngilizler için çok sevilen bir yer olmuştur.


La Fontaine Köşkü

La Fontaine Köşkü, St. Mary Magdalene Kilisesi’nin karşısında, Murat Köşkü’nün yanında bulunmaktadır. Binanın kayıtlarda gözlenebilen en eski sahibi James La Fontaine (1881-1933)’dir. James La Fontaine, Büyük Ev’i 1836’da satın alan Charlton Whittall’un torunu olan Blanche Magdalene Whittall’in oğluydu. Türk futbolunda lig sistemini kuran kişidir (1881 - 1930).

La Fontaine Köşkü

Kuyulu Ev adıyla da bilinen binanın da sahibi olan James La Fontaine’nin ölümüyle her iki bina eşi Clara Lillian La Fontaine ( Keyzer) ve çocukları Rhoda, Rodney ve Audrey’e geçmiştir. Köşk, 1941 yılında Clara La Fontaine’in yeğeni Ruby Gladys Whittall (De Zandonati) tarafından aileden satın alınmıştır. Köşk, Ege Üniversitesi’nin bina ihtiyacından dolayı 1963 yılında Ruby Gladys Whittall’dan satın alınmıştır. 1975 yılına kadar E.Ü. Yapı ve Fen İşleri Daire Başkanlığı olarak kullanılan bu Levanten evi, takip eden yıllarda geçici olarak sırasıyla  Körler Okulu’na, Jandarma Tabur ve Topçu Tugayı Komutanlıklarına ve Toplum Sağlığı Enstitüsü’ne tahsis edilmiştir. 1996 yılında tekrar Ege Üniversitesi’nin kullanımına alınan binada, 1996-2001 yılları arasında E.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü ile E.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Başkanlığı; 2001-2009 yılları arasında E.Ü. Eğitim Fakültesi Dekanlığı hizmet vermiştir. Köşk 2010 yılında yapılan restorasyon sonrası E.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Müzesi olarak hizmet vermektedir.

James La Fontaine, Büyük Ev’i 1836’da satın alan Charlton Whittall’un torunu olan Blanche Magdalene Whittall’in oğluydu. Köşk, 1941 yılında Clara La Fontaine’in yeğeni Ruby Gladys Whittall (De Zandonati) tarafından aileden satın alınmıştır.


Richard Whittall Köşkü

Gençlik Caddesi'nde Suphi Koyuncuoğlu Orta Okulu Bahçesi'nde bulunan köşk, Whittall ailesinin bir diğer ferdi olan Richard Whittall tarafından yaptırılmıştır. 19. yüzyılın ortasında inşa edilen ve Cumhuriyetin ilanını takiben Balliani ailesinin kullanımına, 1949 tarihinde ise T.C. Maliye Hazinesi mülkiyetine geçen yapı, günümüzde Milli Eğitim Bakanlığı kontrolünde, Bornova Suphi Koyuncuoğlu Orta Okulu bünyesinde hizmet vermektedir. Pek çok Bornovalının eğitim hayatında yeri olan bu binanın Aralık 2015 itibarıyla restorasyonu ile ilgili proje çalışmaları devam etmektedir.

R.Whittall Köşkü

R.Whittall Köşkü iki evrede inşa edilmiştir. Bunlardan ilki yaşama mekanları ve ailenin özel kullanım alanlarının yer aldığı ana kitle, diğeri ise erken dönem eki olan müştemilat ve buna bağlı olarak kurgulanmış kule bölümüdür. 


Varipati Köşkü (Veteriner Kontrol Enstitüsü)

Köşkün yapım tarihi belirsizdir. Bina Ankara cad. No:172 adresindedir. Varipati Ailesi köşkün bilinen ilk kullanıcılarıdır. Bu ev muhtemelen daha önce Edmund Giraud'nun aile kayıtlarında belirtildiği gibi Whittall'lara aitti.



1936 yılından sonra bir süre Bornova Ortaokulu bu binada eğitim vermiştir. Günümüzde Ege Üniversitesi kampusu içinde kalan bina Bornova Veteriner Kontrol Enstitüsü’dür.

Belhomme /Aliberti (Wolf) Köşkü 

1880’li yıllarda inşa edilen ve Belhomme Köşkü olarak bilinen yapının İngiliz tüccar Wolf kardeşler tarafından yaptırıldığı, daha sonra Xenopolou (Yunan) ve Belhomme (İngiliz) ailelerinin mülkiyetine geçtiği belirtilmektedir. Yapı, Fevzi Çakmak Cad. No:32 de dir.

Alibertiler’in evi, varlıklı İngiliz tüccarları olan Wolf Kardeşler tarafından kolonyel tarzda inşa edilmiştir. Kırım Savaşından hemen sonra 1856’da eve bir tenis kortuyla meyve ağaçlarını barındıran geniş bir bahçe eklendi. Aliberti ailesi köşkü satın aldıktan sonra İtalya’dan getirdikleri ağaç ve bitkilerle bahçeyi yeniden düzenledi. Sonrasında bir süre Sydney La Fontaine’in evi olan bina, Kurtuluş Savaşı döneminde büyük hasar görmüş Cumhuriyet’in ilanından sonra La Fontaine ailesi tarafından İtalyan Zandonatti ailesine satılmıştı. Zandonatti ailesi köşkü kapsamlı bir onarımdan geçirmiş ve 1950’lerin sonunda İtalyan Aliberti ailesine satmıştı. 

Bir dönem köşkte yaşayan James La Fontaine, 1890’lı yıllarda İzmir’deki Rum ve Ermeni takımlarının katıldığı ve 1922’ye kadar yapılan bir futbol ligi organize etti. Söz konusu organizasyon, Türkiye’nin ilk futbol ligiydi.


Fernand Pagy Köşkü

80 Sokak ile 83 sokağın köşesinde yer alan Köşkün kayıtlarda yer alan ilk sahipleri Whittall ailesidir. Ardından Pagy Ailesi'nin kullanımına geçen köşk halen Pagy Ailesi'nin ferdi Bayan Marie France ve eşi Claude Caporal'in kullanımındadır. Hemen karşıda bulunan De Andria Köşkü, Sağda 20 Metre ileride bulunan Charnaud Köşkü ve solda 20 metre ileride bulunan Maltass köşkleri ile Fernand Pagy Köşkü, o dönemde Bornova'daki Levanten hayatının en yoğun olarak yaşandığı yerde bulunmaktadır.

Mösyö Gabriel Pagy Fransa da 300 yıl alanında uzman olan bir ailenin ferdi olarak 1700 yıllarında Marsilya dan ticaret odası tarafından yetkilendirilmiş olarak İzmir’e yerleşmiş bir Fransız Levanten aile reisidir. Oğlu Pierre Pagy de İzmir de ticaretle uğraşmıştır.


Jack Topuz / Maltass Evi

Eskiden Uzun sokak olarak bilinen 83. Sokakta inşa edilmiş olan bu evde 1960’ların başından beri Geoffrey Maltass’ın dul eşi Audrey Maltass oturmaktadır Ev yaklaşık 120 yaşındadır. Daha önce bu evde uzun yıllar boyunca Marre kardeşler yaşamış olduğundan Marre’ların evi olarak bilinirdi. Şu anda özel kullanımdadır.


Victor Whittall  Köşkü (Arkas Deniz Tarihi Müzesi)

80. sokak no 28 de bulunan köşk Kırım Savaşı’ndan sonra 1854-1856 yıllarında inşa edildi. Evin mülkiyeti sırasıyla Douglas Paterson, Edwin Charnaud, De Zandonati, James Gout a geçmiş ve en sonunda Victor Whittall tarafından satın alınmıştır. 1980’li yıllara kadar bayan Whittall çocuklarıyla bu evde yaşadı. Bayan Whittall evini Deniz Taner’e o da sonraları Lucian Arkas’a sattı.

Evin son sahibi Lucien Arkas tarafından restore edilen ev şu anda içinde deniz tarihine ait çok zengin örneklerin bulunduğu Arkas Deniz Tarihi Merkezi olarak hizmet vermeye devam ediyor.


Charnaud Köşkü

80. sokakta yer alan ve bahçedeki Rodos mozaiği üzerindeki yazıdan 1831 yılında inşa edildiği anlaşılan tek katlı bir mimariye sahip olan bu zarif evin ilk sahibi Zipcy Ailesidir. Bungalov tarzındaki tek katlı binanın zarif Turcan kolonlarıyla birlikte cephesi tipik Bornova stilini yansıtır. Bina 1919'da Harold Charnaud ailesine satılmıştır. Daha sonra Clark ailesi tarafından satın alınan ev, son olarak bir oteller grubu tarafından satın alınarak restore edilmiş ve 2013 yılından beri Villa Levante butik otel olarak turizme açılmıştır.

Charnaud ailesi, Fransız kökenli olup Fransa’nın doğusundan gelmişti. Nantes Fermanı 1865’te yürürlükten kaldırılınca Protestan bir aile olan Charnaud’lar ülkeden ayrıldı. Neuchatel’e yerleştiler ve İngiliz vatandaşlığına geçtiler. 1700’lerin sonuna doğru Charnaud ailesinin bir ferdi eşiyle birlikte İzmir’e geldi ve ticaret ile uğraşmaya başladı. Ev önce Bayan Phyllis Charnaud sonrasında Clarke ailesine geçti. Clarke’lar uzun yıllar bu binada yaşadı. Clarke’ın büyükbabası İzmir’e postane genel müdürü olarak gelmişti. 


Soldan sağa: Harold Charnaud (Harry'nin büyükbabası), Olive Cochrane, Hilda Charnaud, Phyllis Charnaud, John Charnaud (Harry'nin babası, 1921 doğumlu) ve Edith Charnaud.

 Phyllis Charnaud evi.


De Andria / Balladur Köşkü 

Köşk, 80. Sokakta Fernand Pagy Evinin karşısındadır. De Andria Köşkü 1830’lı yıllarda Zipcy ailesi tarafından yaptırıldı. Önce Credit Lyonnais Bankası Müdürü Richard Mattheys tarafından daha sonra 1928 yılında Charles Balladur tarafından satın alındı. 1993-1995 yılları arasında Fransa Başbakanı olan İzmir doğumlu Edouard Balladur zaman zaman bu köşkte yaşadı. Köşk Charles Balladur’un vefatından sonra kızı Denise De Andria’ya miras kaldı. Denise De Andria, eşi Remo De Andria ile 1973 yılına kadar etrafı yüksek duvarlarla çevrili bu köşkte yaşadı.

Köşkün maketi

Köşk bir ara Kafe Pi olarak hizmet vermiştir.

Bornova bölgesindeki köşklerin sahiplerinin büyük kısmının ana iş kolu halı ihracatı idi. İtalya Cenova kökenli olan De Andria ailesi de İzmir’de ilk halı ticareti yapan Levanten ailelerden biriydi. Dönem halılarında en çok kullanılan motiflerden bir tanesi ise yıldız motifiydi. Bu nedenle De Andria Köşkü üretkenliği, doğumu, barış içinde yaşamı ve evrenin yenilenmesini temsil eden yıldız figürü ile sembolize ediliyor.


Alain Giraud Köşkü

83. Sokağın Kazım Karabekir Caddesi yönünden girişindeki ilk binadır. 19. yüzyıl sonlarında yapıldığı düşünülen bina ile ilgili olarak elimizde yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bilinen ilk kullanıcısı Giraud Ailesi'nden Alain Giraud'dur. Bina günümüzde bir eğitim kurumunun (Fatoş Abla İlk Okulu) kullanımındadır. 


Douglas Whittall Köşkü

Eski Bornovalıların Uzun Sokak olarak adlandırdığı 83. sokağın Kazım Karabekir Caddesi yönünden girişine yakın mevkide 4 numarada yer alan ev günümüzde kafe olarak kullanılmaktadır.

Bina 19. yüzyıl sonlarında Lochner ailesi için yazlık konut olarak yapılmıştır. Binanın arazisi dönemin ABD Konsolosu David Offley'in sahibi olduğu üzüm bağlarının bir bölümünün satın alınmasıyla oluşturulmuştur. Yapı daha sonra Douglas Whittall tarafından satın alınmış ve 1977 yılına kadar Douglas Whittall'in kullanımında kalmıştır.


Santa Maria Katolik Kilisesi

Cumhuriyet Meydanı’nda Kars İlköğretim Okulu yanında bulunan arazideki ilk kilise İzmir de yerleşmiş İngiliz Kolonisi tarafından 1625 yılında yapılmıştır. Kilise 1630 yılında yanınca İngiliz Kolonisi ve İngiltere Başkonsolosluğu tarafından 1899 yılında yeniden yapılmıştır. Kilise Aziz John Evangelis’te adanmıştır. Kilise içerisinde 150 kişinin oturabileceği bir mekân bulunmaktadır. Kilisenin yanına küçük bir de okul eklenmiştir.


Dramalılar Köşkü

Bornova Erzene Mahallesi 2, ve 3, sokak üzerinde bulunan köşkün inşa tarihi tam olarak bilinmemekle beraber 18. yüzyıl sonu, 19, yüzyıl başında yapıldığı tahmin edilmektedir. Ana binası ve müştemilat bölümünde son yıllarda değişiklikler yapılmış bu yapı kompleksi hep konut olarak kullanılmıştır. Mübadele sonucu, 1924 yılında Yunanistan'ın Drama kentinden gelen ailenin adıyla anılan köşkte yaşayan Dramalı ailesi, geçimini tütüncülükle sürdürmüş ve İzmir'in önemli tütün tüccarları arasında yer almıştı.

Ön avlu geç dönemde otopark olarak kullanılmıştır. Yapı kompleksinin içinde ana bina olan köşk binası, mutfak ve hamam yapıları, giriş binası (selamlık) müştemilat ve ahır bulunmaktadır. Köşkün güneybatı cephesi ön avluya, kuzeydoğu cephesi arka avluya bakmaktadır. 2010 yılında Bornova Belediyesi tarafından restore edilmeye başlanan köşk, Bornova Kent Arşivi ve Müzesi olarak 3 Kasım 2012 tarihinde hizmete açılmıştır.

Bornova Belediyesi Atatürk Kitaplığı

Fevzi Çakmak Cad. No:34 de, İş Bankası şubesinin bitişiğindeki bina İngiliz mimar Clark tarafından 1880 yılında inşa edilmiştir. Binanın İngiliz tüccar Wolf kardeşler tarafından yaptırıldığı, daha sonra Xenopolou (Yunan) ve Belhomme (İngiliz) ailelerinin mülkiyetine geçtiği belirtilmektedir.


Yapının ön ve arka cephelerindeki belirgin farklılık ilginçtir. Rönesans mimari özelliklerinin izlendiği gösterişli ön cephedeki etkin unsur, çift kollu merdivenle ulaşılan, üçgen alınlık ve İyon başlıklı sütunlarla ile zenginleştirilmiş giriştir. Tuğla derzli doğal taş kolon ve kemerlerle zenginleştirilmiş verandanın yer aldığı arka cephede etkileyici sivil İtalyan mimarisi hakimdir. Yakın geçmişte Belhomme Ailesi'nden gelen ve UNESCO'da görev yapan Helene ARMAND tarafından restore ettirilmiştir. Günümüzde Bornova Belediyesi Kitaplığı (Atatürk Kitaplığı) olarak kullanılmaktadır.


Giraud Köşkü

Fevzi Çakmak Caddesi'nde 28 numarada, Dokuz Eylül İlköğretim Okulu'nun karşısında Bornova Meydanı'na bakan bahçe içerisindeki iki köşk, Marcopoli adlı bir Yunanlı tarafından 1860 yılında inşa edilmiştir. Sağda bulunan ev orijinal halini korumakta, diğer ev ise 90 yıl önce Harold Giraud tarafından tekrar inşa edilmiştir.

William Giraud'nun babası Türkiye'deki ilk pamuk tekstil fabrikasının kurucusudur. 1994 yılında bu yapılar yağ ve deterjan fabrikası sahibi Küçükbay Ailesi tarafından satın alınmış olup, o tarihten itibaren konut olarak kullanılmaktadır. 


Paterson Köşkü

Evin ilk sahibi John Paterson İskoçya’da mısır tüccarı idi. 1859’da İzmir’e yerleşerek madencilikle ilgili birçok girişimde bulundu. Fethiye yöresinde krom madenini ilk keşfeden kişi olduğu söylenir. Kısa sürede İzmir ticari ve toplumsal hayatında yer edinen İngiliz tüccar Paterson aile konutunun inşasına 1859 yılında başladı. John Paterson’un binanın inşa aşamasında kararsızlığı nedeniyle ön cephenin yedi kez yıkılıp tekrar inşa edildiği belirtilmektedir. Mustafa Kemal Caddesi üzerinde 58 numaradadır.

Paterson Köşkü maketi

Paterson ailesinin 1960’larda kenti terk etmesinin ardından NATO kuvvetleri ofis ve lojman olarak bina sonradan Süsler Halı fabrikası binası olmuştur. Yapı 1986 tarihinde gerçekleşen yangın sonucunda büyük ölçüde yok olmuştur. Paterson köşkü, 54 dönüm arazide 38 odalı büyük bir yapıydı. Türkiye’deki ilk at yarışları İzmir’de yapıldığı için Bornova Levantenleri de atçılık konusunda iddialı idiler. Bu köşkün arazisinin yarısı da ahırlara ayrılmıştı. 2017'de Paterson Köşkü'nün kullanım hakkı 49 yıllığına İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne geçmiştir. 




John Paterson ve ailesi Kurtuluş Savaşı sırasında İzmir’den ayrılarak Girit adasına yerleşti. Savaş sonrası döndüklerinde köşklerinin hiçbir zarara uğramadığını gören aile, Cumhuriyet yıllarında ticari faaliyetlerini sürdürdü ancak Osmanlı dönemindeki kadar başarılı olamadılar.


Jean Baptiste Giraud Köşkü

Giraud Ailesi’nin İzmir’e 1790 yılında ilk gelen üyes Jean Baptiste Giraud’un yazlık köşk olarak yaptırdığı köşktür. Günümüzde Bornova Anadolu Lisesi olarak kullanılmaktadır. Köşk İpeklikuyu höyüğü üzerinde ve bir koruluğun içerisindedir. İpeklikuyu höyüğü İzmir’in tarihsel olarak ikimci yerleşim yeridir. Köşk tekstilci Edmond Giraud tarafından okula dönüştürülmesi koşuluyla, 26.03.1953 tarihinde Özel Ege Kolejine devredilmiştir. Ege Koleji sonradan İzmir Koleji ve 1975 yılında Anadolu Lisesi olmuştur.

 

III.LEVANTEN SPORLARI


Golf Kulübü

II.Abdülhamit’in saltanat yıllarında İstanbul Okmeydanı’nda 1895 yılında kurulan ilk golf kulübünün ardından Türkiye sınırları içindeki ikinci golf kulübü 1905 yılında Bornova’da Bournabat Golf Kulübü adı ile kuruldu. İstanbul Okmeydanı’nda kurulan golf kulübü bugün İstanbul Golf Spor İhtisas Kulübü adıyla faaliyetini sürdürüyor ve dünyanın en eski kulüplerinden biri olma özelliğini taşıyor. Bornova’daki kulübün merkez lokali, Manisa Kavşağı’nın yukarı kısmında Melih Tunçay okulunun yan tarafındaydı.

İzmirli levantenlerin kurduğu İzmir-Bournabat Golf Kulübü kurulduğu günden itibaren levanten sosyal hayatının ve dolayısıyla Bornova’nın yeni rengi olmuş ve hatta merkezine oturmuştu. Balolar, noel kutlamaları, Avrupa’dan gelen hanedan mensuplarının ağırlanması ve daha birçok cemiyet olayının merkezinde Bornova Golf kulübü vardı. Golf Kulübü Noel dönemi geldiğinde farklı bir havaya bürünürdü. Noel Baba kılığına giren bir levanten, şimdi Ege Üniversitesi Rektörlüğü olan Whitall Köşkü’nün hemen yanındaki İngiliz Kulübünün önünden her tarafına oyuncaklar yüklenmiş bir deveyle birlikte yola çıkarak Bournabat Golf Kulübü binasına ulaşır ve orada merakla bekleşen çocuklara şenlik içinde o oyuncakları dağıtırdı. Levantenler golf oynarken Bornova’nın gençleri de golf çantalarını taşır, hatırı sayılır paralar kazanırlardı. Oyun esnasında kaybolan golf toplarını sonradan bulan çocuklar o topları golf kulübüne satar, buldukları top başına 25 kuruş alırlardı.

Levantenlerin teker teker ülkeden ayrılmasıyla Golf kulübü ıssızlaştı ve nihayet bir zamanlar içinden cıvıltının hiç eksik olmadığı Bournabat Golf Kulübü 1970 yılında kapandı. Yıllar içerisinde 18 istasyonlu golf sahası büyüyen Bornova’nın yeni yapılan binaları arasında yok olup gitti.

Bournabat Futbol ve Rugby Kulübü 

Bournabat FC, Levanten futbolculardan oluşan ve Türkiye'nin ilk futbol kulübü olarak kabul edilen bir kulüptür. Kulüp 1894 yılında çoğunlukla Rumlar ve Levantenler'in yaşadığı İzmir'in lüks bir banliyösü olan Bornova'da kuruldu. Renkleri kırmızı ve siyahtı. 1922'de İzmir yangınından sonra Levantenler'in çoğunun İzmir'i terk etmesi sonucu kulüp dağıldı.

Kulüp her yıl Bornova çayırında düzenlenen St. George kutlamalarında Panionios FC tarafından düzenlenen Panionian etkinliğine katıldılar. Kulüp o dönemde Bornova'da genç sporculardan oluşan Bournabat Junior Athletical Association (BJAA) ve Bornova Atletizm Birliği gibi diğer spor kulüpleriyle birlikte varlığını sürdürüyordu.

İzmir bölgesinde kayıtlara geçen ilk maç 1894 yılında Bornova çayırında Bournabat ile Smryna FC (İzmir FK) arasında gerçekleşmiştir. Bournabat FC 1890'larda İzmir'in en güçlü takımıydı. Bu takım, İngiliz ve Fransız oyunculardan oluşuyordu: MJ Whithall, Ed. Charnaud, Percy Joly, Jim. R. Giraud, Pelcoc Whithall, AJ Whithall, Herbert Joly, AE La Fontaine, Edmund Giraud, Jim Gout, Hav. Joly, Th. Tarrazzi, Herbert Whithall, D. Whithall, Eddie Whithall, G. Whithall, J. Whithall.

1906 yılında İzmir Olimpiyatları'nda Apollon Smyrnis ve Panionios takımlarını yenen kulüp, 1906 Atina Olimpiyatları'nda İzmir'i temsil etti. Bournabat FC'de 1906 Olimpiyatları'nda futbolda gümüş madalya kazanan takımda Whittall ailesinden beş kişi vardı. Herbert Whittall, kuzenleri Albert, Edward, Godfrey ve Donald Whittall ile diğer iki kuzeni Jacques ve Edmund Giraud ve Percy la Fontiane, Smyrna takımının çoğunluğunu oluşturuyordu. Hebert Octavius, bir dönem Rugby & Football takımının ilk dönem 'menajeri'ydi.

1907 ve 1908 yıllarında Bornova'da Ermis ve Thiseas adında Yunan kökenli iki kulüp daha kuruldu, ancak hiçbiri Bournabat FC kadar başarılı olamadı. İzmir bölgesinden hiçbir takım 1914'te Altay SK'ya 3-1 yenilene kadar bu kulübü yenememişti. Sonraki yıllarda 1922'ye kadar kulüp ismini Barbarian olarak değiştirdi ve Yunan Atletizm Federasyonu'nun onayladığı İzmir futbol liginde mücadele etti.

1970 yılında yayımlanan Tercüman Spor Ansiklopedisi’ne göre Türkiye’nin futbolla ilk tanıştığı yer 1877 yılında Bornova’da bugün Subay Orduevi olarak kullanılan, Yavuz Selim Ortaokulu’nun karşısındaki apartmanların bulunduğu yerdeki çayırlık alandır. 

Bournabat Football, Türkiye’de resmi nizamnamesi ve tüzüğü ile oluşmuş ilk futbol takımıydı. 19. yüzyılın sonlarına kadar İzmir’in zengin Levanten ailelerinin tekelinde olan futbol, daha sonra Bornova’daki Rum nüfusun da ilgisini çekti ve Rum takımları olan Panionios, Apollon ve Pelops ile Ermeni takımları Apetyan ve Vartanyan’ın katılımıyla geniş halk yığınlarına ulaştı.

Bornova Orduevi ve Yavuz Selim İlkokulu’nun karşısında, 159 sokak ile 162 sokağın kesişimine dikilen heykel

Bornova Futbol takımın ilk kadrolarında birisi

At Yarışları

İzmir, at yarışlarının doğduğu, geliştiği ve örgütsel hale geldiği bir şehirdir. Genel görüş, organize at yarışlarının 19. yüzyılın başlarında, İzmir'in Buca ve Bornova semtlerinde yoğun olarak yaşayan Levantenler tarafından başlatıldığıdır. Ancak arşivler, bu olayların 17. yüzyılın ortalarına, sonbahar ve ilkbahar olmak üzere iki mevsimlik yarış olarak, Meles Nehri [St. Anne's vadisi] boyunca uzanan rekreasyon alanında düzenlendiğini öne sürmektedir. İzmir'in önemli bir Türk yerleşim yeri olan Konak İkiçeşmelik Namazgah çayırlarında 18. yüzyılda organize at yarışlarına işaret eden başka arşivler de vardır.

Yemyeşil doğasıyla Buca'nın bir ilçesi olan Paradiso / Şirinyer, İngiliz ve yabancı ailelerin bir mahallesiydi ve şüphesiz İzmir'de organize at yarışları burada başladı. 19. yüzyılın başlarından itibaren, endüstriyel yatırımlar nedeniyle, önemli sayıda İngiliz şehirde yaşamaya başladı. Britanya'da bıraktıkları yaşam tarzlarını taklit etme çabasıyla Buca'da büyük kır evleri inşa ettiler ve at binme ve at yarışı da Britanya kolonisinin sürdürmek istediği eğlencelerden biriydi. İzmir'deki yabancılar arasında adlandırılmış at yarışlarının tarihi 1840'lara kadar uzanıyor. Başlangıçta çok iyi organize edilmemişlerdi, ancak önemli günlerde düzenli olarak düzenlendiler.

Sultan Abdülmecit 1849'da İzmir'i ziyaret etti ve onuruna yarışlar düzenlendi. Ünlü İzmir tüccarı Charlton Whittall’in organize ettiği yarışlardan Sultan çok etkilendi. O günün anısına bir hatıra olarak, İzmir'li at severler Sultan'a bir İngiliz ve bir Arap safkanı gönderdi. Bu olay Türkiye'deki at yarışı tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir.

Sultan 1853'te tekrar İzmir'e geldi. Sultanın at yarışlarına ilgi duyduğunu bilen Levantenler, onun onuruna İngiliz ve Arap ırkları için ayrı koşular ve kazananlara önemli ödüller veren at yarışları düzenledi. Sultan, yarışlara olan coşkusuyla, İzmir yarışlarının daha iyi koşullarda yapılabilmesi için hazineden yıllık 20 altın bağış yapılmasını emretti. Bu tarihten itibaren yarış organizatörleri programlarına ‘Sultan’ın kupası ‘ yarışını eklediler.

1856’dan itibaren yarışlar daha organize bir hal aldı. Bu tarih İngilizlerin İzmir-Aydın demiryolu hattını inşa etme imtiyazını aldığı zamandı. Demiryolu şirketi yönetim kurulu müdürü Monsieur [Edward] Purser, yarışları imtiyazı kutlamak için düzenli bir etkinlik haline gelmesini sağladı. Bu gelişmeyle birlikte, İzmir’deki Levantenler kulüplerini kurdular ve İngiliz Jokey Kulübü tüzüğünden ilham alarak kuruluş tüzüğünü belirlediler.

1866'da İzmir-Aydın hattının Buca'ya kadar uzanan ek tali hattının açılmasıyla, yarışlar İzmir halkının yarış günlerini resmi tatil gibi görmesiyle daha da popüler hale geldi. Halk Punta ve Kemer'den [Kervan Köprüsü] trenle, Eşrefpaşa'dan at arabasıyla ve Paradiso'dan eşekle gelirdi. O dönemin günlükleri, bu günlerde şehrin neredeyse boş olduğunu belirtirdi. Türkler yarış alanındaki ağaçların gölgesinde piknik yaparken, Levantenler Café Costi'nin kırmızı ve beyaz çadırında şarap içip yemek yer, yarışları izler ve bahis oynarlardı. 1880'lere gelindiğinde yarışları 9-10 bin kişi izliyordu. Yerel basın yarışlara geniş yer veriyor, günün tüm yarışlarını, sahiplerini, etkinliklerini ve eleştirilerini listeliyordu.

Bu dönemde, Whittalls, Forbes, Paterson, Aliotti, Pirokako ve Balyozyan gibi ünlü tüccar ailelerin safkan atları, jokeyleri Çerkezlerden oluşuyordu. İzmir'den at sahibi Türkler, Manisa, Torbalı, Salihli ve Alaşehir'den zengin çiftçiler de atlarını bu yarışlara getiriyorlardı. 

İzmir yarış dünyasının en bilinen karakteri Evliyazade Refik Bey'di. Mükemmel bir biniciydi, '...atına hipodromda binerdi, diz ve eyeri arasında tuttuğu mecidiye [Türk parası] ile parayı düşürmeden meydanı turlardı...'.

20. yüzyılın başlarında, yarışların daha da ilerlediğini ve 'Il Idare-i Hususi'nin [şehir meclisine benzer] organizasyonu üstlendiğini, Evliyazade Refik Bey'in baş hakem olarak atandığını ve başlangıç stuarts'ı olarak Joly ve Herbert Whittall'ın atandığını biliyoruz.




KAYNAKÇA

https://www.levantineheritage.com/

https://www.levantineheritage.com/pdf/thesis1.pdf

Hasan Arıcan - Bornova Köşkleri Gezginleri ve Anılar

Hasan Arıcan – Bornova Albümü

https://www.erolsasmaz.com/

https://rehber.bornova.bel.tr/

https://ege.edu.tr/tr-42/ege_universitesi_koskleri.html